NASA’yı bile şaşırtan kuyrukluyıldız!

NASA'yı bile şaşırtan kuyrukluyıldız!

Güneş’in sıcaklığına ölümcül düzeyde yaklaşan kuyrukluyıldız hayrete düşürdü.

ABD’nin Ulusal Havacılık-Uzay Dairesi NASA’nın astronomları Güneş’in sıcaklığına ölümcül düzeyde yaklaşan kuyrukluyıldızın “tamamen erimekten” kurtulmasını büyük şaşkınlık içinde izledi.
 
“Lovejoy” adlı “kartopu” kuyrukluyıldız, Güneş’e milyonlarca dereceye varan mesafede 121 bin kilometre “çok yaklaştığı halde” eriyip yok olmadan Güneş’in öteki yüzünde teleskoplarda göründü.

Gökbilim uzmanları, bunun, Lovejoy kuyrukluyıldızının sanılandan çok daha büyük olmasından kayaklanmış olabileceğini belirttiler.

KUYRUKLU YILDIZLAR NASIL OLUŞUR

Evrenin sonsuz ilginç varlıklarından kuyrukluyıldızlar, az katı ve kararlı olan çekirdek, su buzu ve diğer donmuş gazlarla az miktarda kozmik toz ve diğer katı cisimlerden oluşuyor.

“Koma: diğer adıyla “yıldızsaçı”, çekirdekten buharlaşan su, karbondioksit ve diğer nötr gazların yoğun bulutu.

Kuyrukluyıldız özü ışık topu şeklinde görülüyor.

Hidrojen bulutu: Çok büyük (milyonlarca km) ancak son derece seyrek nötr hidrojen zarfı.

Toz kuyruk: 10 milyon km’yi aşan uzunlukta, çekirdekten kaçan gazlarla taşınan mikroskobik toz zerrelerinden oluşmuş duman.
Kuyrukluyıldızın, çıplak gözle görülebilen en belirgin özelliğini teşkil eder.

İyon kuyruk: Kuyrukluyıldızın, yüzlerce milyon km’ye varan uzunlukta, güneş rüzgarıyla reaksiyon sonucu iyonize olmuş gazlardan oluşan plazma kuyruğu.”

Okumaya devam et

Kinect işi abarttı!

Kinect işi abarttı!

Microsoft’un Kinect’i uzay yolunda!

Microsoft’unşimdiden efsane olan Kinect teknolojisi işi abarttı; bakın son numarası ne oldu…

Uzayda bir astronotun kaç kg ağırlığında olduğunu hiç düşündünüz mü? Yerçekiminin olmadığı bir alanda 1965 yılında bu amaçla bir sistem geliştirilmiş, ancak sistemin gereğinden fazla enerji harcaması neticesinde yeni yollar aranmaya başlanmıştı.

Aradan yıllar geçmesine rağmen bu yöndeki araştırmalar hiç bitmedi ve son olarak New Scientist dergisinde yayınlanan bir makalede Microsoft’un Kinect hareket algılayıcı cihazının astranotların ağırlığını ölçme konusunda yardımcı olabileceği dile getirildi.

Alpes-Maritimes’ta bu yönde çalışan bir ekip bir astranotun 3D modelini Kinect’i kullanarak oluşturdu. 28 bin insanın veritabanını kullanan ekip, ağırlık ve boy ölçüleri arasında bağlantı kurmaya çalıştı. Carmelo Velardo’ya göre bu yeni sistemle birlikte yüzde 97 oranında kesin sonuca ulaşılmış durumda.

Okumaya devam et

NASA, yeni gezegen sistemleri keşfetti

NASA, yeni gezegen sistemleri keşfetti

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) Kepler uzay teleskobuyla yapılan gözlemler sayesinde 26 gezegene evsahipliği yapan 11 yeni gezegen sistemi keşfedildi.

Yeni keşiflerin gezegenlerin nasıl oluştuğunu anlamaya yardımcı olacağını belirten bilim adamları, keşfedilen gezegenlerin yıldızlarına çok yakın yörüngede bulunduklarını ve büyüklüklerinin Dünya’nın çapının 1,5 katı ile Jüpiter’den biraz büyük bir çap arasında değiştiğini kaydettiler.
 
NASA’nın web sayfasından yapılan açıklamaya göre, Kepler programının sorumlusu Doug Hudgins, keşfi yapılan gezegenlerin 15′inin Dünya ve Neptün arasında bir büyüklüğe sahip olduğunu ve bunların Dünya gibi kayaç gezegenler mi yoksa Neptün gibi kalın gazlı atmosferleri mi olduğunun anlaşılması için daha fazla gözleme ihtiyaç bulunduğunu belirtti.
 
Gezegenlerin yıldızlarının çevresinde 6 ila 143 gün arasında tur attıklarını söyleyen Hudgins, keşfedilen gezegenlerin tamamının yıldızlarına, Venüs’ün Güneş’e mesafesinden daha yakın olduklarının altını çizdi.
 
Amerikalı bilim adamı, Kepler programından önce uzayda yaklaşık 500 dış gezegenin (exoplanet) varlığını bildiklerini belirterek, “Şimdi, sadece iki yıl içinde gökyüzünde yumruğunuzdan biraz daha büyük bir alanda, Kepler 60′dan fazla gezegenin varlığını doğruladı ve 2 bin 300′den fazla aday gezegeni de tespit etti” diye konuştu.
 
Hudgins, bunun galaksinin her boydan gezegenlerle dolu olduğunu ve yörüngede döndüklerini gösterdiğini söyledi.

Okumaya devam et

1 milyar piksellik kamera!

1 milyar piksellik kamera!

Bir milyar piksellik bir kamera sizce mümkün mü? İnanılmaz ama bunu yapan birileri var!

Avrupa Uzay Birliği, galaksimizi daha da yakından ve detaylı görüntüleyebilmek için kolları sıvadı. Yeni geliştirilen bir milyar piksellik kamera alıcısı Samanyolu Galaksisi’ni daha önceden hiç görmediğimiz bir şekilde görmemizi sağlayacak.

1 metre’ye yarım metre ölçülerindeki kamera, gelişmiş dijital kameralarda görebileceğiniz 106 ayrı parçadan oluşuyor. e2v Technologies tarafından gerçeğe dönüştürülen kameranın her bir panenli bir kredi kartından daha küçük ve insan saç telinden daha ince. Kameranın gerçeğe dönüşebilmesi için araştırmacılar Mayıs ayından beri çift mesai çalışıyorlar.

Kameranın görevi 2013 yılında başlayacak ve beş yıl boyunca galaksimizden görüntüler alacak.

Okumaya devam et

Merkür sanıldığı kadar sıkıcı değilmiş

Merkür sanıldığı kadar sıkıcı değilmiş

Messenger uzay aracının, Merkür’den gönderdiği bilgiler, gezegen hakkındaki bilinenleri değiştirmeye başladı.

Gökbilimciler için Merkür hiçbir zaman pek de ilgi çekici bir gezegen olmamıştır. Güneş’e bakan yüzü kavrulurken, gölgede kalan yüzü donan gezegen tıpkı Ay gibi cansız ve kuru görünür. Geçtiğimiz Mart ayında gezegenin yörüngesine giren ve ondan şimdiye kadar elde edilmiş en detaylı veriyi toplayan Messenger uzay aracı sayesinde bu düşünce değişmeye başladı. Bilim ve Teknik Dergisi, Messenger uzay aracının gönderdiği verileri değerlendirdi.

Merkür ve Ay Aslında Oldukça Farklı

Messenger’ın gönderdiği veriden edinilen ilk izlenimler, Merkür’ün Ay’a o kadar da benzemediği yönünde… Öncelikle Merkür’ün ve Ay’ın mineral bileşimleri farklı. Merkür’deki kayalarda çok daha fazla fazla potasyum bulunuyor. Ayrıca Merkür’ün manyetik alanı var, Ay’ın yok. Bu manyetik alanın kuzey yarıkürede daha kuvvetli oluşu gezegenin ergimiş çekirdeğinde garip birşeyler döndüğü anlamına geliyor.

Çekirdeği Diğer Gezegenlere Göre Daha Büyük

Merkür’le iligli gizemlerden biri de metalden oluşançekirdeğinin diğer gezegenlere göre çok büyük olması… Çekirdeğinin çapının gezegenin çapının üçte ikisi kadar olduğu sanılıyor. Bu bilgiye dayanılarak öne sürülen varsayımlardan biri, gezegenin bir zamanlar daha büyük olduğu yönündeydi. Bu düşünceye göre; gezegeni oluşturan maddenin bir bölümü Güneş’in yoğun ışınımı nedeniyle gezegenden uzaklaşmış olabilirdi. Ne var ki, Messenger’ın ölçümlerinde, yüksek sıcaklıkta kolayca buharlaşan potasyumun gezegende bolca bulunduğunun görülmesi bu varsayımı çürütüyor.

Merkür Nasıl Oluştu?

Bir başka varsayım, Merkür’ün metkalce zengin asteroitlerin biraraya gelmesiyle oluştuğu yönünde. Ancak Messenger’ın gözlemlerine göre gezegenin yüzey bileşimi asteroitlerinkinden farklı. Dolayısıyla bu varsayım da çürütülmüş durumda…

Messenger’ın henüz çürütemediği varsayım, büyük bir çarpışmanın gezegenden büyük büyük bir parça koparabilmiş olabileceği… Yeni veriler ışığında büyük olasılıkla başka varsayımlar da geliştirilecek ve belki de bu gizem büyük ölçüde çözülecek.

Messenger, Merkür’ün yüzeyinin ayrıntılı fotoğraflarını çekiyor. Gezegenin yüzeyi Dünya’nınki gibi dinamik olmadığından, elde edilen görüntülerle Merkür’ü yeryüzünü tandığımızdan çok daha iyi tanıyacağız. Fotoğraflardan, bazı kraterlerin kenarlarının yapısının çarpışmayla değil başka mekanizmalarla oluştuğunun anlaşılması, araştırmacıların dikkatini çeken bir nokta. Araştırmacılar bu kraterlerin yüzeyden aniden buharlaşan maddelerin esiri olabileceğini düşünüyor.

Messenger’in öngörülen bir yıllık görevini tamamlamasına daha zaman var. Şimdiye dek gönderdiği verilere dayanarak, Merkür’le ilgili bilinenler oldukça değişecek gibi görünüyor.

Okumaya devam et

Çin’in hedefi Ay, Mars ve Venüs

Çin'in hedefi Ay, Mars ve Venüs

Uzay yarışında geri kalmak istemyen Çin büyük hedefler peşinde…

Çin bu yıl içinde, yük vagonu ebatında bir roket uzay kapsülünü yörüngeye fırlatacak. Çin’de gerçekleşen projeye göre, 2013 yılında ilk olarak aya bir roket gönderilecek. Çin kendi uzay istasyonunu 2020′ye kadar kurabilirse ,2020′den sonra içinde insan olan kapsülü aya göndermesi planlıyor.

Amerika uzay mekiği konusunda gerilerken, Çin’in bu konudaki kaydettiği gelişme uzmanlar tarafından merak uyandırdı. Hatta araştırmacılar Çin’in Amerika’yı bu konuda geride bırakacağını iddia ediyor.

Bugüne kadar uzay bilimi konusunda önü çeken hep ABD’ydi. Amerika bu aralar uzay teknolojisine tahsis edilecek bütçe sıkıntısı çekerken, Çin’de böyle bir problem söz konusu değil ve projeleri de hazır.

Çin’in uzay istasyonunun 2020′de açılması bekleniyor. Bu da Uluslararası Uzay İstasyonu’nun kapatılma tarihine tekabül ediyor.

Shangai Üniveristesi’nden bir profesör “Çin şu anda Amerika’dan uzay konusunda 20-40 yıl geride, ve Amerikayla rekabet etmek gibi bir amacı yok. Tek amacı kendini dünyaya kanıtlayabilmek” diyor.

Okumaya devam et

NASA, Atlantis’in görevini bir gün uzattı

NASA, Atlantis'in görevini bir gün uzattı

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 20 Temmuz’da Dünya’ya dönecek son uzay mekiği Atlantis’in görev süresini bir gün uzattı.

NASA televizyonundan yapılan açıklamada, Uluslararası Uzay İstasyonu (UUİ) ile kenetli Atlantis’in, uzayda 8 yerine 9 gün kalacağı belirtildi.

Mekik programının başkan yardımcısı LeRoy Caine de Atlantis mürettebatının uzay mekiğinin karnında yüksek çözünürlü kamera ve laser yardımıyla yaptıkları termal kalkan fotoğrafları analizinde, önemli bir hasar görünmediğini belirterek, bu nedenle ayrıntılı incelemeye gerek bulunmadığını kaydetti.

Ancak mekik programı yöneticileri, Atlantis’in dönüşüne, İstasyon ile ayrılmadan kısa süre önce uzay aracının kanat ve burunlarındaki ısı kalkanlarında yapılacak son incelemeden sonra yeşil ışık yakacak.

Şimdiye kadar görevini sorunsuz yerine getiren Atlantis’teki biri kadın dört astronot, dün Raffaelo yük modülünü mekiğin kargo bölümünden İstasyon’un robot kolunun yardımıyla çıkararak, UUİ’ye yerleştirdi.

Bir minibüs boyutlarındaki basınçlı modülde, dört ton gıda, teçhizat, bilimsel ve teknik malzeme bulunuyor.

Raffaelo’daki 1,2 ton yiyecek malzemesi UUİ’nin altı astronotu için en sevindirici kalemi oluşturuyor.

Atlantis ve UUİ’nin astronotları, modülü bugün boşaltmaya başlayacak. Boşalan modüle, Atlantis ile Dünya’ya geri getirmek üzere UUİ için artık gerekli olmayan 2,5 ton ağırlığında atık ve teçhizat konacak.

Her zamankinin tersine, mekik astronotları yerine İstasyon mürettebatından Amerikalı astronotlar Ronald Garan ve Michael Fossum ayrıca bugün TSİ 15.44′te bir uzay yürüyüşü yapacak.

Uzaya çıktıklarında soğutma için kullanılan bozuk bir amonyak pompasını Atlantis’in yük bölümüne koyacak iki astronot, daha sonra UUİ’ye yeni uygulama ve sistemleri yerleştirecekler.

Bu arada, NASA, Atlantis uzay mekiği ile kenetli Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) tehlikeli bir şekilde yaklaşan bir cismi de yakından takip ediyor.

NASA’dan bazı uzmanlara göre, kullanılmayan bir Rus uydusuna ait olan bu başıboş cisim, bugün yapılması öngörülen uzay yürüyüşünün tam ortasında en yakından UUİ’ye yaklaşacak.

LeRoy Cain, bu başıboş uzay hurdasının boyutunun bilinmediğini belirterek, cismin tehlike yaratmayacak bir mesafede yaklaşmasını umduklarını, ancak henüz bunu bilmediklerini söylemişti.

Cismin tehlike yaratması durumunda, Atlantis motorlarını ateşleyerek kenetli olduğu uzay istasyonuyla cisimden uzaklaşacak.

İki haftadan kısa bir süre önce de bir parça uzay hurdasının tehlikeli şekilde yaklaşması yüzünden UUİ mürettebatı sığınağa geçmişti.

Okumaya devam et

NASA hakkında 5 efsane!

NASA hakkında 5 efsane!

Bu yıl, hem Başkan John F. Kennedy’nin Amerikalıların Ay’a gitme planlarını duyurmasının yıldönümü hem de uzay mekiği programının sona erdirildiği yıl.

Bugün çoğu Amerikalı Ay’a ayak basılışını hatırlamıyor ve NASA da gurur kaynağı olmaktan ziyade kısılması gereken bir harcama kaynağı. Birçok Amerikalının sağlık sigortası bile yokken, neden yaşanmaya elverişsiz toprakları araştırmak için milyarlarca dolar harcanıyor? Uzay programımızın önemini kavramak için NASA’nın ne olduğuna dair yanlış fikirlerden arınmamız gerek.
NASA’nın amacı, uzayı kolonileştirmektir.

1958’de SSCB’nin Sputnik’i yörüngeye oturtmasından bir yıl sonra kurulan NASA’nın amacı, asla uzayı yerleşime açmak olmadı. NASA’yı hayata geçiren, içinde Ay’da kurulacak şehirler olan bilimkurgu hayalleri değil, ABD’nin dış politikasıydı. Sovyet askeri çabalarının aksine Başkan Dwight Eisenhower, ABD’nin ahlaki üstünlüğünü gösterecek barışçıl bir uzay programı istiyordu. Bu sivil kurum, ABD’nin Soğuk Savaş stratejisinde kilit rol oynayacaktı. 50 yıl önce Kennedy gözünü Ay’a diktiğinde, bilim danışmanlarına ‘kendisinin kazanan taraf olacağı’ bir açılım gerçekleştirmelerini söyledi. Ronald Reagan 1984’te uzay istasyonu programını başlattığında, amacı farklı değildi.

Soğuk Savaş sonrası dönemde dahi Clinton yönetimi, insanlı uzay uçuşlarını, Rusya’nın hava ve uzay endüstrisini barışçıl amaçlara yöneltmek ve ülkenin Batı demokrasileri arasında yer almasını sağlamak için kullandı. ABD hükümetinin Güneş sistemini kolonileştirmek için milyarlarca dolar harcadığı düşüncesi gerçeği değil, ‘Uzay Yolu’ filmlerinin insanlar üzerinde yaptığı kültürel etkiyi yansıtıyor.

1) NASA, aşırı derecede masraflı.

Apollo programının zirveye ulaştığı dönemde NASA, federal bütçenin yüzde 4’ünden fazlasını kullanıyordu. 1960’larda bu, çok yüksek bir meblaydı, bugünse yalnızca bir hesap hatası olabilir. NASA’nın 2011 mali yılındaki bütçesi, yaklaşık 18.5 milyar dolar, yani 3.7 trilyon dolarlık federal bütçenin yüzde 0.5’ini kapsıyor.

Uzay harcamalarının israf olduğunu iddia edenler, NASA’nın istihdam yarattığını unutuyor. Kendi verilerine göre NASA, yaklaşık 19 bin memur ve 40 bin sözleşmeli personel çalıştırıyor. Daha fazla sayıda insan da NASA dışında uzayla ilgili işlere sahip.

2) NASA’nın araştırmaları, sadece uzayda işe yarar.

Yakın zamanda göğüs muayenesi oldunuz mu? Hubble Uzay Teleskobu için geliştirilen algoritmalar, mamografi alanında daha sağlıklı görüntüler elde etmemizi sağladı. Kendinizi doğal bir afetin ortasında buldunuz mu? NASA’nın konuşlanabilir radyo anteni alanında kaydettiği ilerlemeler sayesinde, Katrina Kasırgası ve 2010 Haiti depremi sonrasında acil iletişimler güvenilir biçimde sağlanabildi. Terörle savaş halinde misiniz? Diğer gezegenlerde yaşam izi bulmak için havayı koklayan minyatür sensörler, bu gezegendeki patlayıcıları ve kimyasal maddeleri tespit eden el cihazlarının geliştirilmesini sağladı. NASA’nın kullandığı teknolojiler, kendilerine

3) Dünya’da da yer bulabiliyor.

Fakat bu tip yan yüksek teknoloji ürünlerinin ortaya çıkması, uzay araştırmaları yapmak için en önemli neden değil. NASA, insanlığın bilgi ufkunu genişletiyor. Uzay istasyonuna yeni sabitlenen Alfa Manyetik Spektrometre, tüm maddenin toplamına ve evrene dair yeni bilgiler edinmemize yardımcı olacak. Hubble halihazırda, fizik ve matematiğin merkezindeki Big Bang, kara delikler, nötrinolar ve kara enerji gibi konularda bilgimizi katbekat arttırdı. Uzay görevleri büyük ölçüde güneş enerjisine dayandığından, NASA güneş akülerini geliştirmeye çalışıyor ve bu da bir gün ABD’nin petrol bağımlılığına çare olabilir. Bu gelişmeler, NASA’nın kâr-zarar bilançosunda yer almasa da toplum için önemi ortada.

4) NASA, uzaydaki özel girişimlerin önünde bir engel oluşturuyor.

Yakın zaman önce Cumhuriyetçilerin başkan adayı Newt Gingrich, “NASA artık sahneden çekilmeli ve özel sektörün önünü açmalı” demişti. Doğrusu şu ki NASA, serbest piyasanın önünde engel değil. Kurum, uzay girişimcilerinin çeşitli yatırımlar yapmasını yasaklamıyor. Uzay endüstrisinde ne zaman mal ve hizmet talebi olsa (genellikle telekomünikasyon alanında fakat yakında yörüngealtı insanlı uzay uçuşları da olabilir), uzay-ulaşım şirketleri bu talebi karşılamaya çalışıyor.

NASA’nın yürüttüğü projelerin çoğu, ticari olarak verimsiz gibi görünüyor. Özel sektör yatırımlarını haklı gösterecek, Mars’a robotik seyahat, Hubble Uzay Teleskopları ve Alfa Manyetik Spektrometreleri gibi şeylere yeterli talep yok. Eğer NASA Gingrich gibi siyasetçilerin salık verdiğini yaparsa, özel uzay girişimlerini baltalayabilir. Siyasi etki altında alınmış kararlar, serbest piyasaya zarar verebilir.

5) Amerikan uzay programı, dünyada hâlâ lider konumda.

Soğuk Savaş döneminde NASA, yabancı uzay güçleriyle kalıcı ortaklıklar kurmaya çalıştı. Yine de Ay’a ayak basabilmiş tek ülke olarak ABD, büyüklüğü ve deneyimiyle birinci konumda. Uzay araştırmalarında tempoyu hep NASA belirledi.

Fakat artık bu günler geride kaldı. Aralarında Hindistan, İsrail ve İran’ın da yer aldığı 9 ülke, yörüngeye yığınla para gönderdi. 50’den fazla ülke, ABD’nin katkısı olmaksızın ya uydu tasarımları yapıyor ya da bunları kullanıyor veya işletiyor. Brezilya ve Çin, yıllardır birlikte Dünya gözlemleme uyduları geliştiriyor. Japonya ve Çin, detaylı Ay haritaları oluşturdu. 2008’de Hindistan, kendi robotik Ay seyahatini başlattı ve bunu Rusya’yla ortak bir başka seyahat takip edecek. ABD hâlâ dünyanın en kapsamlı sivil uzay programına sahip olabilir, fakat dünyanın uzaydaki geleceğine artık tek başına yön vermiyor.

NASA, ciddi bir sarsıntı geçiriyor. Kongre ve NASA, insanlı uzay uçuşu programının sürdürülebilirliği konusunda fikir ayrılığı yaşıyor ve Başkan Obama’nın bu konudaki yönelimi belirsiz. Mars’a gidecek miyiz? Ay’a geri mi döneceğiz? Yoksa yolumuzu bir astroide mi çevireceğiz? Siyasi karar vericilerin bu sorulara verdikleri net bir yanıt yok. Sürünün önüne geçebilmek için Washington’daki görev merkezi, görevin ne olduğuna dair daha açık bir fikre sahip olmalı. (George C. Marshall Enstitüsü’nde öğretim üyesi ve NASA’nın politika ve planlamadan sorumlu eski başkan yardımcısı, 3 Temmuz 2011)

Okumaya devam et

Sırrı çözülemedi!

Sırrı çözülemedi!

1950′de keşfedilen gök cisminin nasıl oluştuğu hala bilinmiyor.
 
Astronom Art Hoag’ın, bundan 61 yıl önce teleskopuyla keşfettiği gök cismi, bilim insanlarının kafasını karıştırmayı sürdürüyor. Hoag’s Object adıyla anılan gök cisminin, tek bir galaksi mi yoksa iki galaksi mi olduğu hala bilinmiyor.

Hoag’s Object’in çevresinde milyorlarca genç, mavi yıldızdan oluşan bir halka bulunuyor, merkezde ise daha kırmızı va çok daha yaşlı yıldızlar var. İkisinin arasındaki bölge ise tamamen karanlık.

Bu gök cisminin nasıl oluşabildiğine kesin bir açıklama getirilebilmiş değil. Milyarlarca yıl önce iki galaksinin çarpışmasıyla oluştuğu teorisinin yanı sıra başka teoriler de var. Çarpışma söz konusu olduğunda ikinci galaksi genellikle ikincisinin içinden hızla geçerken geride bir yıldız oluşumu ‘sıçraması’ bırakır. Ama Hoag’s Object’te ikinci galaksinin orada olmaması, bazı bilim insanlarını mavi yıldızlardan oluşan halkanın yakından geçen bir galaksinin kalıntıları olduğunu düşünmeye sevk ediyor. Bir başka teori ise, uzun zaman önce yok olmuş bir merkezi cismin yarattığı yerçekimi etkisinin Hoag Object’i oluşturduğu yönünde.

Hoag’s Object, yaklaşık 120 bin ışık yılı genişlikte, Samanyolu galaksisinden biraz daha büyük. Serpens Takımyıldızı’ndan yaklaşık 600 milyon ışık yılı uzaklıkta. Tuhaf bir şekilde, yakınlarda Hoag Object’e berzeyen daha küçük bir cisim var. Uzmanlar bunun muhtemelen bir arka plan halkalı galaksi olduğunu düşünüyor.

Okumaya devam et

Esrarı hala çözülemedi!

Esrarı hala çözülemedi!

Astronomi dünyası, Güneş Sistemi’nin en büyük gezegenlerinden biri olan Neptün’ün birinci yaşını kutluyor.

İlk kez İngiliz gök bilimci Johann Gottfried Galle tarafından Kraliyet Gözlemevi’ndeki teleskopla 23 veya 24 Eylül’de tespit edilen Neptün, 164.79 yıl süren yörüngede dönüş süresini 12 Temmuz’da tamamladı.

Neptün, neredeyse Güneş Sistemi’nin kendisi kadar yaşlı. Ancak keşfedildiği günden bu yana Güneş etrafındaki ilk turunu tamamlayan 4.6 milyar yaşındaki gezegenin bu döngüsü insanlığın ilk kez tanık olduğu bir şey.

Gök bilimciler, Neptün’e ait ilk sinyalleri 1781’de keşfedilen Uranüs’ten almıştı. Her ne kadar Galle tarafından keşfedilmiş olsa da, Neptün aslında ilk olarak Galileo tarafından görülmüştü. Ancak ünlü gök bilimci Neptün’ü bir yıldız zannetmişti.

NEPTÜN’ÜN ESRARI HALA ÇÖZÜLEMEDİ

İlk kez 1980’lerde Voyager uzay araçları tarafından yakından gözlemlenen Neptün, hala birçok sır saklıyor. Gezegenin öne çıkan özellikleri ise şunlar:

- Güneş Sistemi’indeki sekizinci gezegen olan mavi gezegen, Dünya’nın yaklaşık 30 katı büyüklüğünde,

- Helyum, hidrojen ve suyun yoğun olduğu gezegen kayalık ince bir yüzeye sahip. Yoğunluğu ise Dünya’nın 17 katı.

- Yüzeyindeki su katmanı, hem katı, hem sıvıya dönüşebilen bir özelliğe sahip.

- Jüpiter gibi Dünya’ya dev bir kalkan görevi gören gezegen, yüksek yerçekimi gücü sayesinde çok sayıda kuyruklu yıldız ve meteoru kendisine çekiyor.

- NASA’nın Voyager 2 uzay aracı Neptün’ün yakınından geçtiğinde yıl 1989’du. O yıl, Neptün’ün Triton ve diğer uyduları da görüntülendi.

- Neptün’de bir gün 15 saat 58 dakika sürüyor.

Okumaya devam et