iPhone uzaya çıkacak!

iPhone uzaya çıkacak!

iPhone uzaya giden ilk cep telefonu olacak.

Yerçekimsiz ortamdaki deneylerde kullanılmak üzere gelecek ay Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) götürülecek iki iPhone4, uzaya çıkan ilk cep telefonu olacak.

Teknoloji sitelerinde yer alan habere göre, 8 Temmuz’da fırlatılması öngörülen ve NASA’nın son mekik uçuşunu yapacak Atlantis ile uzaya gönderilecek iki iPhone4s model telefon “Space Lab” (uzay laboratuvarı) adlı deneysel bir uygulamayla yüklü olacak ve istasyon mürettebatına verilecek.

Dünya’da da Apple’ın App Store’undan bir dolar karşılığı indirilebilecek uygulamayla UUİ mürettebatı, iPhone’un jiroskop ve diğer sensörlerini kullanarak dört deney yapacak.

Bu cihazların uzaya gidecek ilk iPhone ve cep telefonu olacağının altını çizen uygulama tasarımcıları, uzay mekiğinin yolcularının fırlatma sırasında cep telefonlarını “Airplane Mode” durumuna getireceklerini söylediler.

Apple’ın tüm dünyada büyük başarıya ulaşan cep telefonunun uzaya götürülecek bu modelinin sonbaharda piyasaya çıkması bekleniyor.

Okumaya devam et

Uzayda ‘el kancası’ görüntülendi! (Resimli)

Uzayda 'el kancası' görüntülendi! (Resimli)

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Pazartesi günü
gökkürenin güneyindeki Volans (Uçan Balık) Takımyıldızı’nın bulunan “El Kancası”
galaksisine ait fotoğrafları yayımladı.

Uçan Balık Galaksisi,
asimetrik kıvrılan kollarıyla uzayın karanlığında kolayca göze çarpıyor.

Gök bilimciler, kıvrık kolların birbirine orantısız olmasını El
Kancası’nın bir zamanlar başka bir galaksiyle girdiği yerçekimsel etkileşime
bağlıyor. Ancak bu galaksi bugüne kadar keşfedilemedi. 

NASA, El
Kancası, nam-ı diğer NGC 2442’ye ait üç fotoğraf yayımladı. Fotoğraflar,
Şili’deki La Silla Gözlemevi tarafından çekildi. Galaksinin daha geniş açıdan
çekilen fotoğraflarında, etrafındaki diğer galaksiler de rahatlıkla
görülebiliyor.

NASA ve Avrupa Güney Gözlemevi’ne (ESA) bağlı La Silla’da
bulunan 2.2 metre uzunluğundaki MPG/ESO teleskopu, sahip olduğu Geniş Alan
Görüntüleyicisi (WFI) sayesinde gökte çok geniş alanları görüntüleyebiliyor.
Ancak uzayın derinliklerini görüntüleyen Hubble uzay teleskopu kadar net
görüntüler yakalayamıyor.

Gök bilimciler, yerde ve gökteki teleskopları
sayesinde uzaydaki aynı bölgeler hakkında daha iyi değerlendirme yapabiliyor.

Okumaya devam et

30 km’den HD çekim! (Video)

30 km'den HD çekim! (Video)

Almanya’da 5 üniversite öğrencisi, bir balona bağladıkları yüksek çözünürlüklü (HD) kamerayı 100 bin feet (30,48 kilometre) yukarıya ulaştırmayı başardı.

Balonun yaptığı yaklaşık 80 kilometrelik yolculuk an be an kaydedildi.

Özel şartlar için üretilen ‘The GoPro’ marka kamera kullanan öğrenciler Tobias Lohf, Marcel Dierig, Tobias Stodieck, Tristan Eggers ve Marvin Rissiek, bir proje kapsamında, balonu ulaşabilecekleri en yüksek noktaya uçurmaya karar verdi.

Bilim ve astronomi sitesi Universe Today’e konuşan Tobias Lohf, “Bizim mücadelemiz, atmosferin yüzde 1′i kadarki hava basıncına ve eksi 60 derece soğuğa dayanabilecek bir paket oluşturmaktı. Sonunda HD kamerayı uygun bir şekilde yerleştirmeyi başardık. Kamera, GPS takipçisi ve bir ısıtıcıyla birlikte toplam ağırlık bir kiloyu buldu” dedi. Gökyüzü ile ilgilenen bütün öğrencilere ilham vermek istediklerini belirten Lohf, dileyen herkesin bir kamera, hava balonu ve bant ile söz konusu deneyi gerçekleştirebileceğini anlattı.

Sıradan yolcu uçaklarının çıkabildiği 35 bin feet (10,6 kilometre) yükseklikten yaklaşık 20 kilometre daha yukarı çıkan balon, eşsiz görüntüler çektikten sonra patladı. Kameranın bulunduğu düzenek, bir paraşüt yardımıyla yere indi.

Video:

Okumaya devam et

268 megapiksel neye benzer? (Video)

268 megapiksel neye benzer? (Video)

268 Megapiksel fotoğraf çeken alıcı!

268 megapiksel fotoğraf
çekebilen canavarların neye benzediğini hiç merak ettiniz
mi?

Bugüne kadar birçok kamera alıcısı görmüş olabilirsiniz
ancak uzaydaki cisimleri izlemeye yarayan ve 268 megapiksel çözünürlükte görüntü
kaydedebilen bu alıcıdan görmediğinizi düşünüyoruz.

32 CCD’lik alıcı
uzayı sanki yakınındaymışsınız gibi size ulaştırıyor.

Ne yazık ki kamera satılık değil, zaten satılık olsa da 771 kg’lık bir
görüntü alıcısını alıp sokakta fotoğraf çekmek de pek kolay değil.

Yıllık 30TB’lık veri ortaya çıkartan bu alıcı Şili’deki dünyanın en
büyük teleskobunda kullanılıyor.

Tabii gelecekte bu şekildeki alıcıları fotoğraf makinelerinde de
görebilirsiniz. Ancak bunun için tahmin edersiniz ki uzunca bir zaman beklememiz
gerekiyor.

Video:

Okumaya devam et

Siz de uzaya kart gönderin

Siz de uzaya kart gönderin

NASA, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev yapan mürettebata yeni yıl mesajınızı iletecek.

Yılbaşının yaklaşmasıyla birlikte yeni yıla ilişkin iyi dilek ve tebrik mesajı trafiği şu günlerde yoğunlaşmaya başlayacaktır.

Tüm Dünya yeni yıla çeşitli aktivitelerle girecekken 6 yalnız insan diğer herkesten farklı bir gün geçirecek.

NASA’nın resmi web sitesine girerek siz de Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev yapmakta olan 6 astronotun yeni yılını kutlayabilir ve onlara iyi dileklerinizi ileten özel mesajınızı gönderebilirsiniz.

Bunun için aşağıdaki adrese tıkladıktan sonra seçeceğiniz bir kartı doldurmanız yeterli.

www.nasa.gov/externalflash/postcard/

Okumaya devam et

Mars’taki en genç krater heyecan yarattı

Mars'taki en genç krater heyecan yarattı

NASA’nın Mars uzay aracı Opportunity, kızıl gezegenin ne zaman ve neden kurumuş olduğuna dair kanıtlar ortaya koyabilecek yeni bir kratere ulaştı.

Yeni ulaşan fotoğrafta görüldüğü gibi 100 metre genişliğindeki Santa Maria kraterinde oturan Mars aracı, muhtemelen bilinen en taze Mars tozuna ulaşmış durumda. Aracı kontrol eden ekipten Ray Arvidson, bugüne değin bu kadar büyük ve taze bir kratere rastlamadıklarını belirtiyor.

Mars aracını yörüngeden kontrol eden keskin gözlü MRO uzay aracıysa, sahip olduğu cihaz sayesinde yaklaşık 250 km altındaki kaya ve toprağın neden yapıldığını belirleyerek Mars gezginini istenilen noktaya yönlendiriyor.

NASA ve SETI’den Janice Bishop, Mars’ın şu an kuru olmasına karşın, ancak su varlığında oluşması mümkün olan kil benzeri minerallerin varlığının, yüzeyin bir zamanlar çok daha ıslak olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Fakat tüm suyun kurumasından bu yana rüzgarlar ve tozlar, Mars yüzeyini ince bir ‘çöl’ tabakasıyla kaplamış durumda.

Sadece birkaç milyon yaşındaki Santa Maria krateriyse söz konusu tabakayla kaplanmamış olan kayaların ilk kez görülmesine olanak sağlıyor. Kraterin güneydoğusunda yer alan ve MRO tarafından tespit edilen birkaç metrekarelik alan, ıslak ve kuru dönemler arasındaki geçişi temsil eden kimyasal ve fiziksel özelliklere sahip olması nedeniyle araştırmacılar arasında heyecan yaratmış durumda. Opportunity bu noktaya Ocak ayında varmış olacak. Tam da bu dönemde Güneş’in Dünya ve Mars arasında girecek olması nedeniyle yaşanacak iletişim sorunu süresini araç, bölge toprağını analiz etmekle geçirecek.

Okumaya devam et

Yerin altından uzaya bakacaklar!

Yerin altından uzaya bakacaklar!

Yerin 2 bin metre altından uzaya bakacaklar. Antarktika’nın derinliklerinde, dünyanın en tuhaf gözlemevi nihayet tamamlandı.

IceCube Neutrino Observatory bilinen gözlemevlerinden çok farklı. O, nötrinolar olarak adlandırılan ve ışık hızıyla Dünya’dan geçen yakalanması zor atom altı parçacıkları gözlemlemekle görevli Güney Kutbu’ndaki dev bir teleskop.

Teleskop birkaç yıldır veri topluyor olsa da, inşası geçen haftasonu sona erdi. Nötrinolar hakkında bilinenler az, ama galaksinin doğuşuna ve kara deliklerin gizemine dair bilgi taşıdıklarına inanılıyor. Fizikçiler nötrinoların, çarpışan galaksiler ya da evenin kıyılarındaki uzak kara delikler gibi şiddetli kozmik olaylar sırasında doğduğunu düşünüyor.

Uzayda milyarlarca ışık yılı boyunca seyahat edebilen nötrinolar, manyetik alanlar ya da atomlar tarafından yutuluyor ya da geri yansıtılıyor. Bu gizemli enerji parçacıkları, kainatla ilgili en temel sorulardan bazılarının cevabını verebilir. Ama öncelikle onları bulmak gerekiyor.

Bu yüzden de bilim insanları, bir nötrinonun buzun moleküllerini oluşturan atomlardan biriyle çarpışması şeklindeki nadir durumu izleyebilmek için buzu kullanıyor. Dev teleskop, Güney Kutbu’ndaki Antarktika platosunun altında 2 bin 438 metre kadar derinlikte inşa edildi. Projenin tamamı 279 milyon dolara mal oldu.

242 milyon doları Ulusal Bilim Vakfı tarafından verildi. İnşaatın son aşamasında, 5 bin 160 optik sensör için gerekli son 89 deliğin açılması gerçekleştirildi. Bu sensörler ana dedektörü oluşturmak üzere yerleştirildi. Nötrino ve bir atomun çarpışmasından ‘müon’ olarak bilinen parçacıklar, ‘cerenkov radyasyonu’ adı verilen bir parlak mavi ışık içinde oluşur.

Antarktika buzulunun ultra şeffaf yapısında, IceCube’ün optik sensörleri mavi ışığı tespit edebilecek. Atom altı parçacık çarpışmasının ertesinde kalan iz de bilim insanlarının nötrinonun geliş yönünün anlamalarına ve nereden geldiğini (bir kara delik ya da çarpışan galaksi) tespit etmelerine olanak tanıyacak. Ama bu sadece müonları tespit etmekten daha karmaşık bir işlem.

Bir kozmik nötrino tarafından yaratılan her müon için, dedektörün üzerinde etmosferde kozmik ışınlarla bir milyon daha müon yaratılıyor. Bu yüzden bu karışıklığın önüne geçebilmek üzere IceCube’ün sensörleri, gezegenden geçen nötrinoları tespit edebilmeleri için aşağıya doğru konumlandırılıyor.

IceCube gezegeni bir filtre olarak kullanarak sadece nötrinoların çarpışmasıyla oluyan müonları ayırt etmeyi amaçlıyor. Gözlemevinin büyüklüğü, (1 kilometreküp buz) önemli, çünkü gözlemlenebilecek potansiyel çarpışma sayısını artırıyor.

Okumaya devam et

Mars’tan romantik manzaralar

Mars'tan romantik manzaralar

NASA’nın Mars aracı Opportunity’den gelen yeni fotoğraflar, Mars gökyüzünden manzaralar sunuyor.

Haftabaşında tüm dünya 456 yıl sonra kuzey yarımküre için en uzun geceyle aynı güne denk gelen ay tutulması haberlerine kilitlendi.

Tutulma, Ay’ın Dünya’nın yarı gölgesine girmeden Türkiye’de batmasından dolayı ülkemizden gözlenemese de, bazı tutulmalar yeryüzünün hiçbir noktasından gözlenemiyor.

NASA’nın Mars gezgini olan minik aracı Opportunity bu farklı tutulmalardan birini izleyebilen şanslı bir makine. Yolladığı fotoğraflarda Mars yüzeyinden bir Güneş tutulması ve günbatımı sahnesini görebiliyoruz.

Tutulma fotoğrafında Güneş’in önünden geçmekte olan Mars’ın iki uydusundan biri olan Phobos görülüyor.

Her iki uydunun da küçük boyutları sebebiyle Dünya’da yaşanan tam Güneş tutulmasını gerçekleştirmeleri mümkün değil. Bu nedenle Mars’ta ancak kısmi Güneş tutulması meydana geliyor.

Opportunity’nin yolladığı diğer fotoğrafta da Güneş’in Mars ufkundaki batışı sırasında nasıl bir manzara sergilediği görülebiliyor.

Okumaya devam et

‘Hepimiz Mars’tan gelmiş olabiliriz’

'Hepimiz Mars'tan gelmiş olabiliriz'

NASA (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) kısa bir süre önce metabolizmasında fosfor yerine arsenik kullanana bir organizmanın keşfedildiğini açıkladı.

Jeolog Dirk Schulze-Makuch, Spiegel’e dış gezegenlerde yaşam olma ihtimaline yönelik soruları yanıtladı. Mars’ın keşfedilen bakterinin (GFAJ-1) yaşaması için çok ideal bir yer olduğunu belirten Makuch, ilginç açıklamalarda bulundu.

SPIEGEL: NASA bilim adamları, ABD’nin California eyaletinde bulunan Mono Gölü’nde garip bir bakteri keşfetti. Mikroplar normalde canlılar için zehirli olan arseniği hücre yapılarında bulunduruyor. Bu bakteriler Dünya dışı bir gezegenden gelmiş olabilir mi?

Dirk Schulze-Makuch: Hayır, bu ihtimal göz ardı edilebilir. Arsenikle beslenen bakteri Dünya’daki diğer yaşam formlarından bağımsız olarak ortaya çıkmadı. Tüm mikroplar gibi, yaşadıkları ortamda yeteri kadar fosfor bulunduğu zaman sayıları artıyor. Arseniği sadece çevrelerinde yeteri kadar fosfor bulunmadığı zaman kullanıyorlar. Arsenikle beslenen bakteri, mikroorganizmaların çevrelerine adaptasyonunu gözler önüne seren harika bir örnek.

SPIEGEL: Bu keşfin dünya dışı yaşam formlarının araştırılmasında sahip olduğu önem nedir?

Schulze-Makuch: Arsenik bakterisi bakış açımızın genişlemesine yardımcı oldu. Bu tür egzotik mikroorganizmaları Dünya üzerinde buluyorsak, başka gezegenlerden ne kadar farklı canlı türleriyle karşılaşabileceğimizi düşünün. Diğer gezegenlerdeki canlıların Dünyamızdakilere benzeyeceği düşüncesinden kendimizi kurtarmalıyız.

HEPİMİZ MARSLI OLABİLİRİZ

SPIEGEL: Bu kapsamda ne gibi farklılıklar aklınıza geliyor?

Schulze-Makuch: Hayat için oksijenin vazgeçilmez olduğu, çoktandır geri kalmış bir düşünce. Bu saldırgan element serbest kök halindeki hücrelerimize zarar verir. Ancak uzayın diğer bölgelerindeki organizmalar daha uygun bir alternatif bulmuş olabilir. Diğer gezegenlere keşif araçları gönderdiğimiz zaman, en umulmayan şeylerle karşılaşabileceğimizi bilmeliyiz. Hayat her yerde, zehirli denizlerde veya sıcak bulutlarda da oluşabilir.

SPIEGEL: Arsenik bakterisi başka nerelerde yaşamını sürdürebilir?

Schulze-Makuch: Arsenik yiyerek beslenen mikroplar, komşumuz Mars’ta kendilerini evlerinde gibi hissederdi. Kızıl gezegenin sahip olduğu özellikler bu bakteriler için çok uygun. Mars’ın yüzeyindeki keşif araçlarının elde ettiği değerler bile burada bakteri yaşamının olduğuna dair kanıtlar olarak görülebilir. Ancak, elde edilecek bilgiler Mars’ta yaşayanların aslında uzaylı değil, bizimle bağlantıları olduğunu da ortaya çıkarabilir.

SPIEGEL: Bu dediğiniz ne anlama geliyor?

Schulze-Makuch: Yaklaşık dört milyar önce, Mars dev nehir ve gölleriyle yaşama olanak sağlayan bir gezegendi. O zamanlarda, Dünya’da ilk ilkel organizmalar belirmeye başladı. Bu tek hücreli bakteriler büyük olasılıkla göktaşlarıyla Mars’a ulaştı ve orada yaşamlarını sürdürdü. Bu bakterilerin halen Mars’ın kuytu köşelerinde hayatlarını sürdürüyor olma ihtimali var. Bu olasılığın tersi de bir o kadar etkileyici: Hayat, ilk olarak Mars’ta ortaya çıkmış, ardından meteorlarla Dünya’ya gelmiş olabilir. Bu da şu soruyu akla getiriyor: Hepimiz Marslı mıyız?

BUZ GEZEGENDE YAŞAM

SPIEGEL: Güneş Sistemi’nde Dünya’nın ardından yaşama en çok olanak veren gezegen hangisi?

Schulze-Makuch: Satürn’ün uydusu Titan bize tamamen yabancı gibi duruyor. Yüzeyindeki sıcaklık -160 derece ve atmosferinde oksijen yok. Gölleri ise suyun aksine, sıvı halde doğalgaz ile dolu. Gökten su değil metan yapıyor ve gezegen bir petrol sızıntısı faciasına maruz kalmış Antarktika’yı andırıyor. Eğer orada yaşam keşfetseydik, bu Dünya’da bildiğimiz tüm yaşam örneklerinden çok farklı olurdu.

SPIEGEL: Titan’da yaşam bulunma ihtimali nedir?

Schulze-Makuch: Şaşırtıcı derecede fazla. Karayip Adaları’ndan biri olan Trinidad’da, doğal asfalt rezervi olan Pitch Gölü bulunuyor. Bu göl, yer kabuğundaki yağlı maddelerle besleniyor. Tam bir turist mekanı. Bu gölün özelliği, Titan’daki göllerle benzerlik göstermesi. Ben ve ekibim kısa bir süre bu gölden yaşama dair izle olup olmadığını araştırmak için numuneler aldık.

SPIEGEL: Peki elde ettiğiniz sonuç nedir?

Schulze-Makuch: Şaşırtıcı şekilde, uzun hidrokarbon zincirlerini göldeki metana dönüştürebilen çok yoğun bakteri yaşamı tespit ettik. Bu bakterilerin hiç su bulunmayan bir ortamda nasıl hayatta kaldıkları bir sır. Asfalt gölde bu kadar fazla bakterinin hayatta kaldığını ele alırsak, Titan’da da aynı sonucu elde etmemiz hiç beklenmedik bir sonuç olmaz.

SPIEGEL: Ama yine de bu yeterli bir kanıt değil.

Schulze-Makuch: Tabii ki değil. Bu konudaki ilk bilgileri Titan’a bir keşif robotu yolladığımız zaman alacağız. Arsenik ve asfalt bakterilerin keşfi, bize şunu gösterdi: Yaşam formları bir başka gezegene ulaştığı zaman biyo kimyasal bir yol bulup hayatta kalmayı başarıyor.

Tek sorunumuz, Dünya’daki hayatın nasıl ortaya çıktığını kesin olarak bilmememiz. Aynı zamanda, başka bir gezegende de nasıl oluşmuş olabileceği hakkında da şüphelerimiz bulunuyor.

Okumaya devam et

2010′un en önemli astronomi buluşları!

2010'un en önemli astronomi buluşları!

Bilimadamları, 2010′da da uzay konusunda ve astronomi çalışmalarında önemli buluşlara imza attı.

Space.com’un derlemesine göre, bilimadamlarının bu yıl içinde uzay konusunda yaptıkları en önemli 7 buluş şöyle:

1- İlk yaşanabilir dış gezegen mi?

İnsanoğlu yıllardır uzayda yalnız olmadığı haberini beklerken, eylülde astronomlar, yıldızının yaşanabilir bölgesinde bulunan bir yabancı dünya keşfettiklerini açıkladı. Dünya’nın ölçülerine yakın Gliese 581g adlı dış gezegen, sıvı su için ve belki de yaşam için uygun bir yörüngede bulunuyor.

Gezegeni keşfedenlerden California Üniversitesi öğretim üyesi Steven Vogt, bu gezegende yaşam şansını yüzde 100 olarak hissettiğini söylerken, İtalya’nın Cenova Gözlemevi’nden astronom Francesco Pepe, kendisininkinin ve başka ekiplerin bu gezegenin varlığından şüpheli olduklarını açıkladı.

2- Dünya’ya göktaşı tozu getirildi.

Yakıt sızıntısı, iletişim kopukluğu ve iyon motorlarının bozulması gibi birçok sorunla karşılaşan Japon uzay aracı Hayabusa sonunda, bir göktaşının yüzeyinden ilk kez numune getirerek bir rekor kırdı.

Japonca Şahin anlamına gelen Hayabusa, 2 milyar kilometre katettikten sonra silikon zengini Itokawa göktaşına 7 yılda ulaştı. Normalde göktaşına bir sonda indirmesi gereken Hayabusa, sondanın dev kayanın yüzeyini kaçırması üzerine kendisi göktaşına iki kez indi ve numune topladı. Dünya’ya 13 Haziran’da dönen ve planlandığı üzere büyük bölümü atmosfere inişte yandıktan sonra kapsülü Avustralya’ya inen uzay aracı, bilimadamlarının incelemesi için göktaşından 1500 toz zerresi getirdi.

3- Arsenikli yaşam mı?

NASA’nın “dünya dışı yaşam kanıtı arayışlarında önemli etkisi olacak bir astrobiyolojik buluşu” açıklayacağı haberi internet blogcuları ve gazetecilerin büyük spekülasyonuna neden olurken, araştırmacıların Dünya’da arseniği yiyebilen ve normalde fosfor yerine bu zehri DNA’larına koyabilen bir mikrop keşfettikleri açıklaması, bazı çevrelerde neredeyse hayal kırıklığı yarattı.

Buluş, birçok bilimadamı tarafından da özellikle bilimsel kurgusu açısından kuşkuyla karşılandı.

4- Güneş uyandı.

Güneş, olağanüstü şekilde uzun süren bir düşük faaliyet döneminden sonra şiddetli patlamalarla aniden uyandı.

Patlamaların güneş küresini bir ağ gibi sardığı, oluşan şok dalgalar ve tsunamilerin tüm yarıküresi boyunca yayıldığı tespit edildi. Daha önce patlamaların, Güneş üzerinde yerel bölgelerde olduğu düşünülüyordu.

Lockheed Martin’in Güneş ve Astrofizik Laboratuvarı’ndan Karel Schrijver, patlamayla ilgili Güneş’in uzaya, milyarlarca ton sıcak gaz taşıyan dalgalar gönderdiğini açıkladı.

5- Karanlık madde bulundu mu?

Bilimadamlarının evrenin yüzde 80′ini oluşturduğunu hesapladıkları karanlık maddenin izlerini yakalamış olabileceklerini düşündükleri gözlemde, Fermi Gama Işın Teleskobu, galaksinin tam ortasında düşünülenden daha parlak gama ışınları tespit etti. Araştırmacılar, karşıt parçacıklarla uzayı paylaşan yoğun biçimde sıkışmış karanlık madde parçacıklarının birbirlerini yok etmeleri sonucu böylesine parlak bir ışının çıkmış olabileceğini düşünüyor.

Bu radyasyonun verileri, karanlık maddenin, bir protondan 9 kat daha yoğun olan ve WIMP (weakly interacting massive particles) olarak bilinen maddelerden meydana geldiğini düşündürüyor.

6- Hartley 2 kuyrukluyıldızıyla yakınlaşma…

NASA’nın “Deep Impact” (Derin Darbe) adlı uzay aracı, Hartley-2 kuyrukluyıldızının 700 kilometre yakınına gelerek, dünyaya bu gök cisminin yüzeyinin yakın mesafe fotoğraflarını gönderdi.

Uzay aracının teleskoplar ve diğer cihazlarıyla, yaklaşık 1 kilometre çapında ve yerfıstığı şeklindeki kuyrukluyıldızın yüzeyi ve cisimden rekor düzeydeki gaz çıkışları inceleniyor. Uzay aracının gönderdiği veriler, NASA’nın California’daki Jet Propulsion laboratuvarında inceleniyor.

“Deep Impact” 5 yıl önce Tempel-1 adlı bir başka kuyrukluyıldıza yaklaşarak bir sonda göndermiş, sondanın yüzeye çarptırılmasıyla uzaya fırlayan maddelerin incelenmesi suretiyle gök cisminin iç yapısının anlaşılmasına çalışılmıştı.

NASA’nın “Deep Impact” uzay aracı, eylül ayından beri Hartley-2′nin resimlerini çekiyor. Bu çalışmayla, bir kuyrukluyıldızın bu kadar yakından incelenmesi beşinci kez yapılmış oluyor.

7- Evrensel değişmezler…

Uzak galaksiler üzerindeki son gözlemler, elektromanyetik güç ölçüsü alfa gibi temel değişmezlerin tüm evrende değişiklik gösterebileceğini ortaya çıkardı.

Işık hızı veya elektron yükünün gücü gibi olguların bulunulan yere göre değişiklik gösterebileceği görülen son araştırmalar çerçevesinde bu yıl Hawai’deki Keck teleskobu ile Şili’deki Very Large Telescobe’dan elde edilen veriler değerlendirildi.

Gözlemlerde, gökyüzünün kuzey bölümünde hassas yapı değişmezinin artan mesafeyle daha küçük olduğu, güney gökyüzündeyse değişmezliğini koruduğu tespit edildi.

Okumaya devam et