Dassault Systèmes ile acılar sona eriyor!

Dassault Systèmes ile acılar sona eriyor!

Dassault Systèmes’in 3DVIA Virtools yazılımıyla acılar sona eriyor.

Ürün Yaşamdöngüsü Yönetimi (PLM) ve 3 boyutlu (3D) modelleme çözümleri konusunda dünya lideri Dassault Systèmes (DS), hasta ve kazazedelerin hissettikleri acıyı 3DVIA çözümleriyle azaltıyor.

3 boyutlu modelleme çözümleriyle 11 farklı sektöre farklı çözümler sunan Dassault Systèmes (DS), bu kez de medikal alanda çığır açan bir çözümün geliştirilmesine katkıda bulundu. İlaç kullanmadan ağrıların azaltılması üzerine çalışmalar yapan iki bilim adamı; Washington Üniversitesi Sanal Araştırma Görevlisi Dr. Hunter Hoffman ve Ağrı- Hipnoz Uzmanı Dr. Dave Patterson,  Dassault Systèmes çözümlerinden faydalanarak, bu konuda önemli bir adım atmayı başardılar. Hastaların yaraları temizlenip pansuman yapılırken, düşüncelerinin başka yöne çekilmesinin hastanın hissettiği acıyı azalttığı fikrinden yola çıkan iki bilim adamı, Dassault Systèmes’in 3DVIA çözümünden faydalanarak bu konuda önemli bir gelişme kaydetti.

3 boyutlu kar taneleriyle hastalar acılarını unutmaya yardımcı oluyor
Hoffman ve Patterson’ın çalışmalarının geçmişi ‘Kar Dünyası’ olarak adlandırılan sanal bir oluşuma dayanıyor. Microsoft ve Ulusal Sağlık Enstitüsü kurucu ortaklarından Paul G. Allen’ın  desteğiyle oluşturulan ‘Kar Dünyası’ adlı uygulamada sanal kardan adamlar, penguenler ve mastodonlar bulunuyor. Bu çalışmadaki asıl amaç; bu geleneksel video oyun teknolojileriyle hastaların acılarının azaltılmasına yardım edilmesi. Bu oluşumdan yola çıkan Doktor Hoffman ve Doktor Patterson ise, üç boyutlu teknolojilerin hastalara daha fazla yardım edeceğini düşünerek, ‘Kar Dünyası’ uygulamasını 3 Boyutlu Sanal Gerçeklik çevresi olarak tekrar geliştirmeye karar verdi. İkili bunun için, travma sonrası gelişen stres bozukluğu gibi rahatsızlıklar için medikal eğitim uygulamaları ve tedaviler geliştirmeye yardımcı olan “ciddi oyunlar firması” Firsthand Technology şirketinin kurucuları Howard Rose ve Ari Hollander’dan da destek aldı. ‘Kar Dünyası’ uygulamasını, Dassault Systèmes’in 3DVIA Virtools çözümleriyle tekrar kurgulayan bilim adamları, 3DVIA Virtools yazılımının esnekliğini kullanarak ağrıların kontrolünde daha fazla başarı elde etti.

Okumaya devam et

Bu site ölüm tarihi söylüyor!

Bu site ölüm tarihi söylüyor!

ABD’de California Üniversitesi’nin geliştirdiği bir programla, tıbbi bilgiler girilerek ölüm zamanı yaklaşık olarak öğrenilebiliyor.

ABD’de bulunan California Üniversitesi’nin geliştirdiği bir programla ölüm tarihini belirlemek mümkün hale geldi. Üniversitenin 2010 yılında doktorlar için hazırladığı uygulama internet üzerinde halkın da kullanımına açıldı.

Araştırmacılar, programı en başta doktorların hastaların ölüm tarihlerini tahmin etmeleri için hazırladı. Özellikle yaşlı ve hasta kişiler için üretilen program, tıbbi bilgilerin girilmesiyle çalışıyor. Tıbbi bilgileri girilen hastanın ortalama ölüm zamanı belirleniyor. ‘ePrognosis.org’ adlı sitede kullanıma açılan uygulamayla hastalar ölüm zamanlarını yaklaşık olarak tespit edebiliyor. Program, örneğin diyabet hastası olan, sigara içen ve hayatı boyunca 1 kez kalp krizi geçirmiş birinin 5 yıl içinde hayatını kaybetmesi ihtimalinin yüzde 59 olduğunu belirtiyor.
 
DOKTORA DA DANIŞIN

Uzmanlar, uygulamanın geleceği okuyan bir alet olmadığını, ancak güvenilir olduğunu hatırlattı. Şimdiden büyük ilgi gören sitedeki uygulamaya ‘ölüm oranı hesaplayıcı’ adı verildi. Uygulamanın doktorların hastalara durumlarını açıklamada yardımcı olduğu da belirtildi. California Üniversitesi’nden uzmanların konuştuğu hastalar da ölüm tarihlerini bilmek istediklerini, böylece kendilerini daha rahat hissettiklerini söyledi.
 
Uzmanlar, çıkan sonucun kesin olmadığı ve bir doktora danışılması gerektiği konusunda da uyarıda bulunuyor.

Okumaya devam et

Cebimiz bize neler yapıyor?

Cebimiz bize neler yapıyor?

Cep telefonlarının 7 zararı!
 
Cep telefonları kanser yapmıyor olabilir ama aslında bakın bizlere neler neler yapıyor…

“Cep telefonları kanser yapıyor mu” sorusuna şimdilik cevap bulundu ve görünüşe bakılırsa bu küçük radyasyon yuvası cihazlar, kanser yapmıyor. Ancak cep telefonlarının sağlığınıza farklı, garip etkileri de olabilir. İşte bunlardan bazıları:

7. Spermlerinizi öldürüyor olabilir: Cleveland Clinic’de birkaç sene önce başlayan bir araştırma, günde 4 saatten fazla cep telefonuyla konuşanların sperm kalitesinin düştüğünü ortaya çıkardı.

“Ben cep telefonuyla konuşurken onu kulağıma koyuyorum” diyor olabilirsiniz ve haklısınız, ancak eğer bir kulaklıkla konuşuyorsanız genellikle cep telefonunuzu cebinizde taşıyorsunuz.

Ancak bu araştırmanın tamamlanmadığını ve kesin bir sonuç iddia etmediğini söyleyelim.

6. Çocuklarınıza zarar veriyor olabilir: 100 bin anne ve 30 bin çocuk arasında yapılan dev bir araştırmaya göre çocukların hamilelik veya doğum sonrası cep telefonu sinyallerine maruz kalması, davranış problemlerine yol açıyor.

Bunun arkasındaki teori ise cep telefonu sinyallerinin annede aşırı melatonin hormonu sağlanmasına neden olarak annenin metabolizmasını ve fetüs’ün beyninin gelişimini etkilemesi.

5. Algılarınızı yok ediyor: Bir inek gözünü cep telefonundakine benzer bir radyasyona maruz tuttuğunda, katarakt başlangıcı gözlemiş.

Bir diğer araştırma ise her gün 1 saat telefonla konuşmanın 4 yıl içinde iç kulağa hasar verebileceğini ortaya çıkarmış. Bu ise S, F, T ve Z harflerini duyamamakla sonuçlanabiliyor.

4. Telefonunuz mikrop yuvası olabilir: Telefonlar, insanın en mikroplu yerlerinden biri olan ağıza uzun süreler maruz kalırlar. Küçük tükrük zerreleri, telefonunuzu mikrop yuvasına çevirmeye yetmektedir. Peki telefonunuzu ne kadar zamanda bir dezenfekte ediyorsunuz?

Bir araştırmaya göre telefonu ağzınıza tutmak, kafanızı tuvaletin içine sokmak kadar tehlikeli.

3. Kısa mesajlar beyinsizleştiriyor: Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre telefonda bazı tuşlara basmak, yazdığınız kelimeye göre bir bilinçaltı tepki yaratıyor. Araştırmaya göre bu tepki, ruh halinizi etkileyecek kadar güçlü olabiliyor.

2. Sandığınızdan çok dikkat dağıtıyor: Bir araştırmaya göre cep telefonuyla konuşan kişilerin yüzde 25′i, bu sırada sokaktan geçen palyaçoyu bile fark etmiyorlar.

1. Ailenizi dağıtabilir: Cep telefonu sayesinde hiçbir sevdiğimizden bir an bile uzak kalmıyoruz. Bir araştırmaya göre cep telefonunuz, bir öfke ileticisi olarak çalışıyor ve sevdiğiniz kişinin gününü bir anda mahvetmenize izin veriyor.

Cep telefonunuz sayesinde iş yerinizi evdeyken de cebinizde taşıyorsunuz. Araştırmanın sonuçları, kadınlarda daha da kötü bir hal alıyor. Buna göre kadınlar, iş sorunlarını eve taşımakla kalmıyor, evdeki sorunları da iş yerine taşıyorlar.

Okumaya devam et

Kanser tedavisinde proton umudu!

Kanser tedavisinde proton umudu!

Almanya’da kanser tedavisinde yeni yöntem başarıyla uygulanıyor. Atom çekirdeğinin pozitif yüklü parçacıkları protonlar ya da iyonların kullanıldığı tedavi, birçok hasta için yeni umut kaynağı.

Gisela, 60’lı yaşların başında. Başında örgü bir beyaz şapka var. Şapkanın altından saçlarının yavaş yavaş çıkmaya başladığı görülüyor. Beş yıl önce konulan rahim kanseri teşhisinden bu yana kanser Gisela’nın yakasını bırakmıyor. Gisela, durumunu, “Tümör ikinci kez yayıldığında, kanserin sevmediğim bir akrabam olduğu gibi bir fikre kapıldım, benimle yaşıyor, bana çok yakın,  hatta içimde. İlgi görüyor ve çok iyi besleniyor. Ona iyi bakıyorum, ama bir saçmalık yaptığında silah dolabını açıyoruz, doktorlara gidiyoruz ve biraz darbe alıyoruz” sözleriyle anlatıyor.

Kemoterapi ya da ameliyat… Alman doktorlar Gisela’ya bugüne kadar bu tedavi yöntemlerini uygulamış. Ancak artık Almanya’nın iki kentinde, Heidelberg ve Münih’te yeni bir yöntem denenmeye başlandı. Kanser hastaları, atom çekirdeğinin pozitif yüklü parçacıkları protonlar ya da iyonlarla tedavi ediliyor:

Gerd Datzmann, Münih’teki Rieneker Proton Merkezi’nde görev yapan bir fizikçi. Hareket ettirilebilen bir hasta yatağının önünde duruyor. Beyaz bir hastane odasının ortasına yerleştirilen bu yatak özel bir şekilde tasarlanmış. Büyük yuvarlak bir türbine benzeyen bu yatağın üzerinde yaklaşık bir metre uzunluğunda bir kol bulunuyor. Datzmann tedavinin bu yatakla yapıldığını söylüyor: “Işın, bu uzantı sayesinde hastanın vücuduna aktarılıyor. Cihazı odanın her yanına çekebiliyoruz, böylece hasta her açıdan da ışın alıyor.”

Sağlıklı dokulara asgari zarar

Hasta, aslında devasa mıknatıslardan oluşan bir tünelin içinde tedavi ediliyor. Yaklaşık 9 metre çapında ve yaklaşık 150 kilogram ağırlığındaki bu manyetik tünelde, mıknatıslar sayesinde toplanan ışın demeti hastanın vücudundaki tümöre gönderiliyor. Uzman Datzmann, bu yöntemle sağlıklı dokuya verilen zararın asgari düzeye indirildiğini söylüyor.

Kanser hücresine odaklı proton ışınları doku içerisinde ilerlerken yavaşlıyor. Kanserli dokuya geldiklerinde ise radyasyon uzmanı tarafından doz artırılıyor ve böylelikle sağlıklı dokuya fazla zarar verilmeden doğrudan tümöre müdahale ediliyor. Münih’teki merkezin başkanı Dr. Hans Rienecker, bunun kanserle mücadelede çok daha etkin bir yöntem olduğunu belirtiyor. Rienecker, “Diğer tedavilerde tümör dışındaki yerler de ışınlara maruz kalıyor. Örneğin röntgen ışınlarında vücudun tamamı ışın alıyor. Proton tedavisinde ise durum daha farklı: Bu parçacıkların nereye kadar gireceği, hız ayarı yapılarak belirleniyor” şeklinde konuşuyor.

Hassas dokularda en etkili yöntem

Bu yöntem Gisela’nın hayatını kurtarmış. Zira daha önce tam beş kez ameliyat olan Gisela’ye, kemoterapi uygulanmış. Ancak doktorlar tümörün yayılmaya devam ettiğini tespit etmiş. Gisela son çare olarak proton tedavisine başvurmuş. Heidelberg’de bulunan terapi merkezinin Bilim-Teknik Direktörü Thomas Haberer, yılda beş bin ila 10 bin hastanın bu tedaviden faydalanabildiğini söylüyor: “Özellikle hassas dokular söz konusu olduğunda farklı bir durum ortaya çıkıyor. Örneğin, görme sinirlerinin yakında bulunan beyin söz konusuysa. Mesela prostat tedavisini ele alalım: Bağırsak ile idrar kesesi birbirinden kolaylıkla ayrılamıyor, bu nedenle vücuda gönderilen ışınların tam olarak tümöre denk gelmesini, etraftaki sağlıklı dokuya ise dik bir şekilde düşmesini sağlamak zorundayım. Böyle durumlarda parçacık ışınları tercih ediliyor.”

Bu yöntemin en büyük dezavantajı ise böyle bir tedavinin uygulanacağı merkezlerin kurulmasının toplam 100 ila 200 milyon euroya mal olması. Bu tür bir tedaviye gereksinimi olan tüm hastaların tedavi edilebilmesi için Almanya’da altı ila sekiz adet yeni merkeze ihtiyaç var.

Okumaya devam et

Kısırlığın gizemi çözüldü!

Kısırlığın gizemi çözüldü!

Bu tür spermlerin hamileliği sağlaması ihtimali çok az…

Sperm hücreleri, kadın bağışıklık sistemini sorunsuzca geçmesini sağlayan protein bir kılıfa sahip. Spermlerin üzerinde bu kılıfın olmaması, erkeklerde kısırlığın en büyük nedenlerinden biri olabilir. Çünkü kılıfı olmayan spermlerin rahim sıvısı içerisinden geçerek yumurtayı dölleme ihtimali daha az.

Kısırlık, yani korunmadan girilen ilişkiden sonraki 12 ay içerisinde hamile kalamama durumu, dünya üzerinde çiftlerin %10 ile 15′ini etkiliyor. Bu oranın yarısı erkeğin kısırlığına bağlı. Ancak Her 10 vakadan 7′sinde sperm sayısı ve kalitesi yüksek olmasına rağmen problemin neden kaynaklandığı bilinmiyor.

Kaliforniya Üniversitesi’nden Gary Cherr, 500 Çinli yeni evlenmiş çift üzerinde incelemeler yaptı. Sonuçlara göre, erkeklerde protein bazlı bir sperm kılıfı olmadığında eşlerinin hamile kalmasının ihtimalinin çok az olduğu görüldü. Bu kişilerin eşleri hamile kalsa bile doğum yapma ihtimali %30 daha az.

Cherr, ” Erkek sperm hücrelerinin neden kadın biyolojisi tarafından yabancı bir madde olarak algılandığı ve anında yok edildiği gizemini koruyordu. Ancak şimdi bu protein kılıfının kadınların doğal savunma mekanizmasını geçmek için gerekli olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Kılıfsız spermler

Cherr ve ekibi, protein kılıfının yokluğuna sebep olan genetik bir mutasyon tespit etti. Bu mutasyon, (DEFB126 olarak biliniyor) çekinik bir yapıya sahip ve dünya üzerindeki çoğu erkeğin taşıdığı bir gen. Ancak erkeklerin 1/4′ünde bu mutant genin 2 kopyası bulunuyor.  Bu kişilerde de kılıfsız sperm üretimi gerçekleşiyor.

İngiltere Leicester Üniversitesi’nden Edward Hollox ise,” Yine de bu durum erkeğin kesinlikle kısır olacağı anlamına gelmiyor.  Bu kişilerde sadece “azaltılmış doğurganlık” söz konusu oluyor ve tüp bebek gibi yöntemlerle eşlerinin hamile kalması sağlanabiliyor,” dedi.

Cherr ,” Bu tür bir mutasyonun tanımlanması çok daha kolay bir yöntemle yapılabilir. Bu sayede dünya üzerindeki pek çok çiftin bebeğe kavuşma hayali de uzun süren bir çaba sürecine gerek kalmadan gerçekleşebilir,” dedi.

Okumaya devam et

Korkutan gerçek!

Korkutan gerçek!

Ebeveynler internette veya televizyon önünde fazla vakit geçirdikleri için çocuklarıyla ilgilenmeyi ihmal edip, çocuklarına nasıl konuşacaklarını öğretmeme hatasına düşüyorlar.

BBC’de bir radyo programında İngiltere’de yaşanan bir probleme değinildi. Fakat konu hepimizi ilgilendiriyor çünkü evde internet kullanımı ülkemizde oldukça arttı. Artık anneler-babalar çocuklarıyla ilgilenmek yerine sosyal paylaşım sitelerinde vakit geçirmeyi tercih ediyor.

Programda okula başladığında kendi ismini bilmeyen çocuk sayısının her geçen gün arttığına dair bir tartışma oldu. Öğretmenler, çocukların konuşarak iletişime geçemediklerinden bahsediyor.

Ebeveynler internette veya televizyon önünde fazla vakit geçirdikleri için çocuklarıyla ilgilenmeyi ihmal edip, çocuklarına nasıl konuşacaklarını öğretmeme hatasına düşüyorlar.

En kötüsüyse, birçok çocuk 4 yaşında olmasına rağmen kendine ait bir adının olup olmadığının dahi farkında değil.

Öğretmenler, küçük çocukların 2 yaşından itibaren aileleriyle daha haşır neşir olmaları gerektiğini söylüyor.

Mençıstır’da bir başöğretmen bu problemin, velilerin evde birbirleriyle konuşmaktan ziyade eğlence amaçlı bilgisayar ve televizyon karşısında daha çok vakit harcanmalarından kaynaklandığını söyledi.

Bir zamanlar aileler karşılıklı konuşmaya daha çok vakit ayırıyordu. Günümüzdeyse evlerde DVD’ler, internet, televizyon var ve böylece iletişimin esas kısmını oluşturan konuşma kötüleşiyor.

Son 5 yılda okula yeni başlayan çocuklarda konuşma problemi yaşayanların sayısı %58 arttı.

Araştırmacılar bu meselenin, öğrenme ve sosyalleşme güçlüğü yaşamanın sebeplerini oluşturmada öncülük edeceğini söylüyor.

İngiltere’de hükümetin konuyla baş etmek için milyonlarca pound yatırım yaptığını söyleyen yetkililer, farkındalığı artırmak için daha büyük kampanyaların yürütüldüğünden bahsediyorlar.

Okumaya devam et

Diyabet hastalarına yeni bir umut

Diyabet hastalarına yeni bir umut

Tip 1 diyabet hastası olan ve Edinburg merkezli hücre nakli programı çerçevesinde tedavi gören Kathleen Duncan, pankreastan yapılan adacık (islet) hücre nakli ardından, artık insülin almasına gerek kalmadığını belirtti.

Bu alanda öncü niteliğinde olan nakil programı 2009 yılında başlatıldı ve şimdiye dek iki hastaya üç adacık (islet) hücre nakli yağıldı.

Tip 1 diyabet hastaları, genelde kan şekerini kontrol altında tutma konusunda sorun yaşıyorlar ve kan şekeri düştüğü anda ( Hipoglisemi habersizliği) kendilerini kaybedebiliyorlar.

Nakil işlemi, ölmüş bir donörün pankreasından alınan adacıkların (islet) karmaşık bir hazırlık aşamasından geçirilmesini öngörüyor.

Bu adacık hücreleri daha sonra Edinburg’daki nakil merkezinde diyabet hastalarına enjekte ediliyor ve böylece hastanın kendi kan şekerini üretmesi sağlanıyor.

30 Yılı aşkın bir süre önce Tip 1 diyabet hastası tanısı konan ve günde dört kez insülin enjeksiyonu yapmak zorunda olan Kathleen Duncan, yaşadıklarını anlatırken, “Bu tedaviden önce kan şekeri düzeyim hakkında hiçbir fikrim olmadığı ve ne zaman yığılıp kalabileceğini bilemediğimden kendimi tamamiyle çaresiz hissediyordum. Bu durum yalnız beni etkilemekle kalmadı, yıllarca hem kocam Chris, hem de oğlum David açısından kaygı yarattı. David, okuldabn eve gelip de beni kendimi kaybetmiş halde bulacak diye çok korkuyordum; onun için de, insan içinde yığılıp kalırsam biri nasılsa hastaneye götürür diye, hep dışarda dolaşıyordum.” diyor.

Nakil işleminden sonra yaşam koşullarının değiştiğini anlatan Duncan, “Hastalığım üzerinde ve günlük hayatımda artık daha fazla kontrol sahibiyim; normale yakın bir hayat sürebiliyorum.” dedi.

İskoçya Ulusal Kan Nakli Hizmetleri’ni ziyaretinde, Duncan’la görüşen Sağlık Bakanı Nicola Sturgeon da, tedavi programından övgüyle sözetti ve daha fazla sayıda insana yardım edilebilmesi için, daha fazla donörlük başvurusunda bulunulması çağrısında bulundu.

Okumaya devam et

Kansere karşı mantar!

Kansere karşı mantar!

Mantar, alzheimer ve kanseri iyileştirebilir mi?

Muğla Üniversitesi (MÜ)’nde, Anadolu’da kendiliğinden yetişen yenebilir mantarların, akciğer kanseri ve alzheimer hastalıklarına etkileri araştırılıyor.

MÜ Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emin Duru’nun TÜBİTAK desteğiyle yürüttüğü projeyle Batı Anadolu’da yayılış gösteren ve ticari potansiyeli olan mantarların, antioksidan özelliği, alzheimer ve bazı kanser hücrelerine karşı aktiviteleri belirlenecek.

Doç. Dr. Duru, Türkiye’nin bitki florasında olduğu gibi mantar florasında da oldukça zengin olduğunu belirterek, “Anadolu’da doğal olarak yayılış gösteren mantarların hem tıbbi aktiviteleri hem de aktiviteye sebep olan bileşikler üzerine araştırmalar olmaması, bizi bu araştırmaya yöneltmiştir. Son zamanlarda mantarların antioksidan aktiviteleri üzerine ilgi çeken araştırma raporları yayınlanmaktadır. Bizim çalışma grubumuzun da mantarların antioksidan aktiviteleri üzerine uluslararası dergilerde yayınları mevcuttur. Bu araştırmayı özel kılan ise mantarların alzheimer ve bazı kanser türlerine karşı doğal bir ilaç olarak kullanılıp kullanılamayacağının belirlenmesi olacaktır.” dedi.

Japon bilimadamlarının, bir ağaç mantarı olan ganoderma lucidumdan elde ettikleri bir polisakkariti, bazı kanser türlerine karşı kullanılmak üzere piyasa sürdüklerini anlatan Duru, “Başta Japonya olmak üzere gelişmiş ülkelerin bilimsel anlamdaki bu hızına inşallah biz de bu araştırmalarla yetişeceğiz. Mantarların akciğer ve kolon kanser hücrelerine karşı ilaç gibi kullanılıp kullanılamayacağını ortaya koyacağız. Ülkemizin mantarlarının bilim camiasında tanıtılmasıyla bazı türlerinin ticari anlamda da katma değer sağlaması mümkün olacaktır. Çalışmalarımız sonucunda mantarlarda hem antioksidan hem de antitümör aktivite gösteren maddelerin kimyasal yapıları aydınlatılacaktır. Böylece yeni bir ilaç etken maddesinin de elde edilmesi olasıdır.” şeklinde konuştu.

Doç. Dr. Mehmet Emin Duru’nun yürütücülüğündeki projede MÜ Kimya Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Mehmet Öztürk ve Yrd. Doç. Dr. Mustafa Teke, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Hakan Akça, Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden Prof. Dr. Murat Kartal araştırmacı olarak görev alıyor.

Okumaya devam et

Güneş yanığı acısı tarih mi oluyor?

Güneş yanığı acısı tarih mi oluyor?

İngiliz uzmanlar, güneş yanığından kaynaklanan acıya neden olan vücuttaki bir kimyasal maddenin tam yerini belirledi ve bir gün bu kimyasal maddenin ilaçla yenilebileceği umudunu verdiler.

Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte milyonlarca insan kızgın güneş altında güneşlenirken yeni araştırmalar güneş yanığı acısına umut oldu. Güneş yanığından kaynaklanan acılara neden olan vücuttaki bir kimyasal maddenin tam yeri belirlendi ve bir gün bu kimyasal maddenin ilaçla yenilebileceği bildirildi.

İngiltere King’s College’de yürütülen, Science Translational Medicine Dergisi’nde yayınlanan ve ultra viyole ışınına maruz kalmış 10 gönüllünün incelendiği bir araştırmaya göre, güneş yanığından kaynaklanan ağrılara neden olan vücuttaki bir kimyasal maddenin tam yeri belirlendi.

Uzmanlar, bir gün bu kimyasal maddenin ilaçla yenilebileceğini, kronik acı çeken insanlara yardım edebileceğini umut ediyorlar.

BBC’nin yansıttığı araştırmada, gönüllüler üzerinde yapılan testlerin, cildin ultra viyole ışınlarıyla yandığı zaman vücutta CXCL5’in üretildiğini gösterdiğine dikkat çekilerek, ultra viyole ışına maruz kalmanın cildin erken yaşlanmasına, kansere diğer değişikliklere neden olabileceği vurgulanıyor.

Araştırmada, güneş yanığının oluştuğu bölgenin bir kaç gün içinde giderek artan bir şekilde hassaslaştığı belirtilerek, güneş yanığının olduğu bölgeden küçük örnekler alındığı, bu örneklerin ağrı molekülü olup olmadıklarını bilmek için tarandığı ve CXCL5 kimyasal maddesinin olağandışı yüksek düzeyde olduğu ifade ediliyor.

Wolfson Yaşla İlgili Hastalıklar Merkezi’nde görev yapan araştırmanın lideri Profesör Steve McMahon, bu çalışmanın sadece güneş yanıklarıyla ilgili olmadığını, romatizma ve idrar yolu enfeksiyonu gibi diğer iltihaplı durumlarda da acıyı daha iyi anlamak için yararlanılabileceğini umut ettiklerini belirtiyor.

Okumaya devam et

Süper insan 20 yıl içinde doğacak!

Süper insan 20 yıl içinde doğacak!

Dünyaca ünlü İngiliz yaşlanma uzmanına göre, 1000 yaşını görecek insan yirmi yıl içinde dünyaya gözlerini açacak.

Önde gelen İngiliz bilim adamına göre, 150. yaşını görecek ilk insan çoktan dünyaya geldi ve 1000 yıl yaşayacak ilk insan da gelecek yirmi yıl içinde doğacak.

Dünyaca ünlü İngiliz yaşlanma uzmanı  Aubrey De Grey, kendi ömür süresi içerisinde doktorlar, yaşlanmayı ‘tedavi’ etmek için gerekli tüm araçlara sahip olacak.

Tüm hastalıkları ortadan kaldırarak yaşamı süresiz olarak uzatmanın mümkün olacağını düşünen Doktor  De Grey, gelecek 25 yıl içinde yaşlanmayı kesin olarak, tıbben kontrol altına alma ihtimalinin yüzde 50 olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Kesinlikten kastettiğim, bugün çoğu bulaşıcı hastalık üzerinde sağladığımız türden bir tıbbi kontrol.”

İngiliz uzman, insanların düzenli olarak ‘bakımdan geçmek üzere’ doktora gideceği; bu bakımlara, gen terapilerinin, kök hücre terapilerinin, bağışıklık uyarmanın ve insanları sağlıklı tutmak üzere gelişmiş bir dizi tıbbi tekniklerin dahil olacağı günlerin çok uzakta olmadığını düşünüyor.

Yaşlanmayı, bedende çeşitli türlerde moleküler ve hücresel hasarın yaşam süresi boyunca birikimi olarak açıklayan  De Grey’in teorisine göre, 150 yaşına ulaşacak ilk insanın doğumunun üzerinden 20 yıldan az bir süre geçtikten sonra 1000 yaşını görecek insanın doğması muhtemel.

De Grey’in teorisine göre, gelişen olanaklarla, bu rutin bakımların, moleküler ve hücresel hasarlar hastalık yapıcı düzeyen ulaşmadan yaşlılık önleyici tedaviler söz konusu olacak.

Okumaya devam et